29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin ikinci günü; ‘Çiçek mi dediniz?’ teması etrafında şekillenen, kadınların ev içi yalnızlıklardan cezaevi hücrelerine uzanan direnç hikâyelerini beyaz perdeye taşıdığı güçlü anlatılarla, Ankaralı sinemaseverlerin hafızasında derin izler bıraktı. Ankara’nın farklı kültür ve sanat noktalarında gerçekleşen film gösterimleri, ustalık dersleri ve yönetmen söyleşileri, sinemanın kadın direnişini ve kadın emeğini görünür kılma gücünü bir kez daha en yüksek perdeden hissettirdi.

Günün ilk seanslarından itibaren salonları dolduran sinemaseverler, kadınların adalet, direnç, kendilik arayışı ve toplumsal hafızadaki yerini odağına alan çok katmanlı bir programla buluştu. Festival, sadece beyaz perdeye yansıyan hikâyelerle sınırlı kalmayıp, gösterimlerin ardından düzenlenen söyleşilerle salonları ortak bir dayanışma ve düşünsel üretim alanına dönüştürdü.

Beyaz Perdede Kadınların Hikâyeleri ve Güçlü Anlatılar

Festivalin ikinci gün programı, sabah saat 11.00 seansında izleyicilere sunulan Kürek Teknesi ve Dönüşün Üç Yolu yapımlarıyla başladı. Yönetmen Cecilia Verheyden’in sinematografik başarısıyla dikkat çeken Kürek Teknesi/ Skiff filmi, izleyicileri büyüme sancıları ve genç bir kadının içsel mücadelesiyle baş başa bıraktı. Aynı seansta gösterilen Mania Akbari, Andrea Luka Zimmerman ve Xiaolu Guo imzalı Dönüşün Üç Yolu /Three Ways of Returning filmi ise coğrafi sınırları, aidiyet duygusunu ve köklere dönüş arayışını deneysel bir dille sorgulayarak festivalin düşünsel derinliğini ilk saatlerden itibaren yukarı taşıdı.

Saat 14.00 seansında ise izleyiciler, sinemanın farklı dönemlerine ve coğrafyalarına uzanan bir seçkiyle buluştu. Anna Fitch ve Banker White’ın yönettiği Yo, Aşk Asi Bir Kuştur filminin özgün sinema dilinin ardından, sinema tarihinin önemli kadın yönetmenlerinden Judit Elek’in Belki Yarın / Maybe Tomorrow film öncesi sunmu ile sinemaseverlerle buluştu. Elek’in karakter analizlerindeki ustalığı ve toplumsal baskı altındaki bireyin iç dünyasını işleme biçimi izleyicilerden büyük alkış aldı.

Mamak’ta Tarihi Buluşma: “Koridor” ve Emel Göksu Söyleşisi Festivalin ikinci günündeki en anlamlı duraklarından biri de Mamak Belediyesi Muhsin Ertuğrul Sahnesi oldu. 29 yıl aradan sonra Mamak’ta gerçekleştirilen bu film gösteriminde, yönetmen Erkan Tahhuşoğlu’nun büyük beğeni toplayan Koridor filmi izleyiciyle buluştu. Birlikte yaşamak zorunda kalan, taban tabana zıt karakterlere sahip iki kız kardeşin hikâyesini eksenine alan film; kadınlık deneyimi, yaşlılık, toplumsal roller ve bastırılmış duygular üzerine son derece sarsıcı ve gerçeğe yakın bir anlatı sundu.Gösterim öncesinde bir konuşma yapan Mamak Belediye Başkanı Veli Gündüz Şahin, Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ne ev sahipliği yapmaktan ve destek vermekten büyük onur duyduklarını belirtti. Belediyelerin ve yerel yönetimlerin sanat etkinliklerine, özellikle de kadın odaklı kültürel çalışmalara alan açmasının hayati bir önem taşıdığına değinen Şahin, Musiki Muallim Mektebi’nin kültürel ve tarihsel mirasını vurguladı.

Film gösteriminin ardından, Uçan Süpürge Vakfı Kurucusu Halime Güner’in moderatörlüğünde, filmin başrol oyuncusu ve bu yıl festivalin “Onur Ödülü” sahibi olan usta sanatçı Emel Göksu ile sinema, sanat ve kadınlık üzerine derinlikli bir söyleşi gerçekleştirildi. Yoğun bir katılımla gerçekleşen söyleşide, salonu dolduran izleyiciler filmle kurdukları kişisel bağları paylaştılar. Seyirciler özellikle kadınların ev içindeki görünmeyen emeğinin, yalnızlıklarının ve toplum tarafından kendilerine dikte edilen şefkat rollerinin kadınlar üzerinde görünmez, ağır bir yük oluşturduğunu dile getirdi.

Karakterlerin yaşadıkları psikolojik tıkanıklıkları ve bunları dışa vuramamalarını yorumlayan Halime Güner’in, “Dilden çıkmayan bedenden çıkar” söylemi söyleşinin en dikkat çekici ve akıllarda yer eden tespiti oldu. Söyleşide söz alan usta sanatçı Emel Göksu, yaklaşık 60 yılı bulan tiyatro ve sinema kariyerinden unutulmaz anılar paylaştı. Musiki Muallim Mektebi’nin kendi hayatındaki ve sanat yolculuğundaki özel yerinden bahseden Göksu, yatılı konservatuvara kabul edilme sürecini büyük bir duygu yoğunluğuyla anlattı. Oynayacağı projeleri son derece özenle seçtiğini vurgulayan usta oyuncu, canlandırdığı kadın karakterlerin mutlaka bir üretim alanının, bir meşgalesinin olması gerektiğine inandığını; sanatçının topluma karşı öğretici ve örnek bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

Kamerayla Direnmek: Lucia Murat’ın Hafıza ve Sinema Masterclass’ı

Günün en çok beklenen etkinliklerinden biri, Kült Kavaklıdere Sineması’nda sinemaseverlerle buluşan dünyaca ünlü Brezilyalı yönetmen Lucia Murat’ın ustalık dersi oldu. Festival Program Direktörü Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen “Kamerayla Direnmek: Lucia Murat’ın Hafıza ve Sinema Ustalık Sınıfı” başlıklı etkinlikte usta yönetmen; kişisel hafızasından ülkesinin karanlık politik tarihine, sinemasal arayışlarından feminizme uzanan yaratıcı yolculuğunu tüm içtenliğiyle paylaştı.

Konuşmasına 1968 kuşağının bir üyesi olarak Brezilya’daki askeri diktatörlük döneminde yaşadığı ağır travmaları anlatarak başlayan Lucia Murat, henüz 21 yaşındayken bir öğrenci hareketinin parçası olduğu gerekçesiyle ordu tarafından tutuklandığını belirtti. Bir askeri üsteki işkence merkezinde tam 3 ay boyunca ağır işkencelere maruz kaldığını ve ardından yaklaşık 4 yıl hapiste yattığını aktaran Murat, “Bu öyle sarsıcı bir deneyim ki, tüm hayatınız boyunca sizinle kalıyor ve peşinizi bırakmıyor. İşte bu yüzden şiddet olgusu, sinemamın ve ürettiğim tüm eserlerin merkezinde yer alır” sözleriyle salondakilere duygu dolu anlar yaşattı.İlk filmi Yaşadığını Görmek Ne Güzel/ Que Bom Te Ver Viva üzerine konuşan Murat, içlerinde biriken o devasa acıyı ve travmayı sadece belgesel gerçekliğiyle aktarmanın yetersiz kalacağını fark ettiğini, bu yüzden kurmaca ile belgesel öğeleri içgüdüsel olarak harmanladığını aktardı. Filmdeki oyuncuların monologlarını, tam 7 yıl boyunca devam ettiği ve sadece işkence konusuna yoğunlaştığı psikanaliz seanslarından yola çıkarak yazdığını söyleyen usta yönetmen, sinema köklerini ise daima Cinema Novo akımından aldığını dile getirdi. Sinema endüstrisini çok iyi bilmesine rağmen hiçbir zaman ısmarlama işler yapmadığını vurgulayan bağımsız sinemacı; yerli toplulukları işlediği Brava Gente Brasileira, sınıfsal uçurumları masaya yatırdığı Quase Dois Irmãos, sömürgeci bakış açısına karşı bir intikam filmi olarak tasarladığı Olhar Estrangeiro ve Simone de Beauvoir’dan esinlenerek yaşlanmaya karşı duyduğu öfkeyi şiirsel bir dille estetiğe dönüştürdüğü Em Três Atos filmlerinin arka planını izleyicilerle paylaştı. Masterclass’ın kapanışında gelen “Kendinizi feminist olarak tanımlıyor musunuz?” sorusuna tereddütsüz bir şekilde “Evet, ben bir feministim” yanıtını veren usta yönetmen, salondaki genç sinemacılar ve izleyiciler tarafından büyük bir coşkuyla alkışlandı.

Etimesgut’ta Toplumsal Eşitsizliklerin Sorgulanması: “Oyun Vakti”

Festivalin bir diğer önemli ayağı ise Etimesgut Belediyesi 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde (CKM) gerçekleştirildi. Burada, Lucia Murat’ın büyük ses getiren yapıtlarından biri olan Oyun Vakti /Playtime filmi sinemaseverlerle buluştu. Yoğun bir katılımın gözlendiği gösterimin ardından, yine Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde izleyicilerin soru sormak için adeta yarıştığı dinamik bir söyleşi gerçekleştirildi.

Söyleşide filmin üretim sürecine değinen Lucia Murat, yapımın başlangıçta bir belgesel olarak tasarlandığını ancak çekim izinleri konusunda yaşadıkları bürokratik engeller nedeniyle yön değiştirdiğini aktardı. Yönetmen, “Bu süreci de filme dahil etmeyi uygun gördüm. Bence bunu dahil etmiş olmam filmi daha Brezilyalı yaptı” diyerek yaratıcı krizleri nasıl avantaja çevirdiğini anlattı. Filmin sonunda yer verdiği siyahi yazar Lima Barreto’nun 1922 tarihli Clara dos Anjos eserine atıfta bulunan Murat, “İzleyiciye aslında 100 yılı aşkın süredir ırkçılık, şiddet ve kadınlara yönelik eşitsizlikler gibi bazı temel problemlerin hiç değişmediğini göstermek istedim” dedi. Brezilya’daki en büyük problemin gelir adaletsizliği ve son yıllarda güçlenen aşırı sağ politikalar olduğunu vurgulayan yönetmen, buna karşın genç kadınların artık yaşadıkları ayrımcılığın çok daha farkında olduğunu ve seslerini yükseltmekten çekinmediklerini belirterek gelecek adına umutlu olduğunu ifade etti.

Akşam Seansları ve Ödüllü Sinemacılar

Festivalin ikinci gün akşam programında, saat 16.30’da Kanada Büyükelçiliği desteğiyle hazırlanan Kanada Kısa Film Seçkisi sinemaseverlerle buluştu. Seçkide yer alan Among the Pines / Çamların Arasında filminin gösteriminin ardından, yönetmen Shelagh Rowan-Legg ile sinemada kısa filminolanakları üzerine ufuk açıcı bir söyleşi gerçekleştirildi. Aynı saatte Eliza Capai’nin Muhteşem Zaman Makinesi filmi de izleyicilerden tam not aldı.

Saat 19.00 seansında belgesel sinemasının güçlü örneklerinden Mundurukuyü: Balık Kadınların Ormanı ve Judit Elek’in bir diğer başyapıtı Maria’nın Günü filmleri perdedeydi. Günün son seansı olan 21.30’da ise, Bilge Olgaç Başarı Ödülü sahibi Bingöl Elmas’ın filmi gösterildi. Gösterimin ardından Elmas ile sinemada kadın yapımcı ve yönetmen olmanın getirdiği mücadele pratikleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirildi. Eş zamanlı olarak gerçekleştirilen Gökteki Kızlar filmi gösterimiyle festivalin ikinci günü noktalandı.

BUGÜN BİZİ NELER BEKLİYOR?

Kavaklıdere Kült salonlarında bugün saat 11.00’da Düşler ve Umutlar Arasında ve Kürek Teknesi filmleri ile festival gününün perdesi açılıyor. Saat 14.00’da ise usta yönetmen Judit Elek’in Karadaki Ada filmi ile Mundurukuyü: Balık Kadınların Ormanı belgeseli sinemaseverlerle buluşuyor. Hemen ardından saat 15.00’da, sektörün önemli isimleri Melanie Iredale, Nadira Murray ve Seemab Gul’un katılımıyla “Uluslararası Satış, Dağıtım ve Festivallerin Gizemini Çözmek Paneli” gerçekleştirilecek. Bir sonraki 16.30 seansında ise sinemaseverler, Yo, Aşk Asi Bir Kuştur filmi ve Judit Elek’in Belki Yarın filmlerini izleme fırsatı bulacaklar.

Akşam seanslarında ise hareketlilik saat 19.00’da seyirci tarafından büyük ilgi gören Sessiz Dost filmi ve Lucia Murat’ın Yaşadığını Görmek Ne Güzel filminin gösterimleriyle devam edecek. Günün son seansı olan 21.30’da ise Malaga Sokağı ve Lucia Murat’ın yakın arkadaşının anısına adadığı Bana Anlatılan Anılar filmleri perdede olacak. Sinemaseverler için günün en heyecan verici anları ise hem 19.00 hem de 21.30 seanslarındaki film gösterimlerinin hemen ardından usta yönetmen Lucia Murat’ın katılımıyla gerçekleştirilecek olan özel söyleşilerle yaşanacak.

Düşler ve Umutlar Arasında / Farnoosh Samadi

Çocukluktan gençliğe geçiş evresindeki bireylerin karşılaştığı toplumsal kırılmaları, aile içi dinamikleri ve geleceğe dair besledikleri umutları naif ama gerçekçi bir dille ele alan etkileyici bir büyüme hikâyesi.

Kürek Teknesi / Cecilia Verheyden

Yönetmen Cecilia Verheyden’in su ve kürek sporunu bir metafor olarak kullandığı film, genç bir kadının fiziksel ve zihinsel sınırlarını zorlayarak erke egemen bir dünyada kendi varlığını ve gücünü kanıtlama çabasını anlatıyor.

Karadaki Ada / Judith Elek

Macar sinemasının usta ismi Judit Elek’in imzasını taşıyan film, dış dünyadan tamamen izole edilmiş bir coğrafyada, yerleşik toplumsal normların ve katı kuralların kıskacındaki bireylerin özgürlük ve varoluş mücadelelerini gözler önüne seriyor.

Mundurukuyü: Balık Kadınların Ormanı / Beka Munduruku, Aldira Akay, Rilcelia Akay

Amazon’un derinliklerinde yaşam mücadelesi veren Munduruku yerlisi kadınların, hem endüstriyel yıkıma karşı doğayı savunmalarını hem de kendi kabileleri içindeki ataerkil yapılara karşı verdikleri kolektif direnişi odağına alan çarpıcı bir belgesel.

Uluslararası Satış, Dağıtım ve Festivallerin Gizemini Çözmek

Sektörün uluslararası alandaki önemli isimleri Melanie Iredale, Nadira Murray ve Seemab Gul’un katılımıyla gerçekleşecek panelde; bağımsız sinemada bir filmin üretim sonrası festival yolculuğu, küresel dağıtım ağlarına erişim stratejileri ve kadın sinemacıların bu alanlarda karşılaştığı küresel fırsatlar ile engeller tartışılacak.

Yo, Aşk Asi Bir Kuştur / Anna Fitch, Banker White

Modern çağın karmaşık ilişkileri sarmalında, kadınların kendi arzularının, bağımsız kimliklerinin ve özgürlüklerinin peşinden giderken ödedikleri bedelleri ve kazandıkları zaferleri estetik bir görsellikle sunan bir yapım.

Belki Yarın/ Judith Elek

Judit Elek sinemasının en karakteristik örneklerinden biri olan film, geçmişte yaşanan travmaların gölgesinden kurtulamayan ve yarının belirsizliği içinde yönünü bulmaya çalışan karakterlerin içsel hesaplaşmalarını ve yüzleşmelerini dramatik bir yapıyla sunuyor.

Sessiz Dost / Ildiko Enyedi

Festival izleyicileri tarafından ilk duyurulduğu andan itibaren büyük bir merak ve ilgiyle karşılanan yapım, insan ile doğa ve hayvanlar arasındaki söze dökülmeyen o derin, saf bağı; sessiz sadakati ve dostluğu izleyicinin kalbine dokunan bir üslupla ekrana taşıyor. Film Sinema Eleştirmenleri Derneği (SİYAD) tarafından sunulacaktır.

Yaşadığını Görmek Ne Güzel / Lucia Murat

Usta yönetmen Lucia Murat’ın belgesel gerçekliğiyle kurmaca monologları harmanladığı bu kült yapıt, Brezilya’daki askeri diktatörlük döneminde ağır işkencelere maruz kalmış kadınların anılarını, hayatta kalma reflekslerini ve kolektif belleği nasıl diri tuttuklarını sarsıcı bir dille anlatıyor. Film sonrasında yönetmen Lucia Murat’ın katılımıyla bir söyleşi gerçekleştirilecektir.

Malaga Sokağı / Maryam Touzani

Şehir hayatının labirent benzeri sokaklarında yolları kesişen farklı sınıflardan kadınların hikâyelerini, ortak kadınlık deneyimlerini, kentsel dönüşümü ve toplumsal sınırları özgün ve atmosferik bir sinema diliyle işleyen dikkat çekici bir film.

Bana Anlatılan Anılar / Lucia Murat

Lucia Murat’ın diktatörlük döneminde birlikte mücadele ettiği ve işkence mağduru olan yakın arkadaşı Vera’nın anısına adadığı bu dramatik yapıt; geçmişin devrimci idealleri ile günümüz dünyasının gerçekleri arasında sıkışan bir grup eski gerillanın ironik ve hüzünlü hikâyesi üzerinden kolektif hafızayı sorguluyor. Film sonrasında yönetmen Lucia Murat’ın katılımıyla izleyicilerin sorularının yanıtlanacağı bir söyleşi gerçekleştirilecektir.

Share

Other Shares