KADIN HAREKETİNİN DEĞİŞİMİ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİ  KAPADOKYA [28-30 OCAK 2018]
KADIN HAREKETİNİN DEĞİŞİMİ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİ KAPADOKYA [28-30 OCAK 2018]
11 Şubat, 2019

KADIN HAREKETİNİN DEĞİŞİMİ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİ KAPADOKYA [28-30 OCAK 2018]

/ 2 ay ago
KADIN HAREKETİNİN DEĞİŞİMİ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİ  KAPADOKYA [28-30 OCAK 2018]

28-30 Ocak 2018 tarihinde Kapadokya’da gerçekleştirilen ‘Kadın Hareketinin Değişimi, Bugünü ve
Geleceği’ toplantı özeti;

29 OCAK 2018 KONUŞMALARI

GÜLRİZ UYGUR: ADALETSİZLİK İKLİMİ:

       2010’lardan itibaren tüm dünyada, adaletsizlik ikliminin geliştiği ve genişlediği
görülmektedir. Hepimiz zaman zaman bu durumun gözlemcisi ve şikayetçisi
durumundayız. Ancak kendimize yöneltmemiz gereken birtakım sorulardan
kaçmamalıyız. Örneğin; bizler yapıp ettiklerimizle bu gelişen adaletsizlik iklimine ne
kadar katkıda bulunuyoruz? Yoksa tek bildiğimiz kendimizin adaletsizliğe uğrayan
konumunda olduğumuz mudur?

Adaletsizlik iklimini değiştirebilmek noktasında iki şey önemlidir:
1- İnsan olmanın anlamını kavramak
2- Adaletsizliği görebilmek (Hitler döneminde milyonlarca insanın körleşmesi örneği)

Adaletsizlik İklimi, (Albert Camus’nun tanımını verdikten sonra), adaletsizliğin en üst
seviyeye taşınması, umutsuzluğun hakimiyeti, bütünüyle yaratıcılığın ortadan
kaldırılması ve kriz dönemine girilmesi.

Kriz donemi 2 yönüyle tarif edilebilir:
1- Negatif anlamıyla kriz: Geleceğe dair tüm umutların kaybolması, belirsizliğin hâkim
olması, tutarlılığın ve uyumun kaybolması
2- Pozitif anlamıyla kriz: Bir karar alma anındaki kriz. Çözüme gidebilecek yolda
yaşanan karar verme durumundaki, üretken kriz.

Adaletsizliği ortadan kaldırabilmek için öncelikli önem adaletsizliği görmektir.
Adaletsizliği, yaşandığı, oluştuğu noktada görmek ve anlamaktır. Anlamak için önce
görmek, görmek için de önce doğru bakmak gerekir. Kriz dönemlerinde, zor günlerde
ise doğru bakmak, bireysel egolar, korkular vs. gibi sebeplerle imkansızlaşır. Böylece
adaletsizlik iklimi yeniden ve yeniden ürer.

Adaletsizlik ikliminde, adaletsizliğin kendisi görünmez kılınır! Albert Camus’nun
sözleriyle: “İnsan haklarını korumak adına yapılan toplu katliamlar ve insanın
unutulması’’
Yine Camus’nun kriz dönemlerinde doğru bakması beklenen sanatçının durumu ile
ilgili tarifi,” 20. Yy da dönüşümün anahtarını elinde tutar”.
Kriz dönemlerinde toplumsal normlar baskıcı hale gelir, insan ilişkileri
güvensizleşir, dayanışma gerekir, etik davranmak gerekir, toplumsal cinsiyet
eşitsizliğinin ve hiyerarşik ilişkilerin farkında olmak gerekir. Bunu yapabilmek için de
başkasının derdi ile, kendininmiş gibi dertlenerek ilgilenmek gerekir. Bunu
yapabilmek için de önce insan olarak görmek gerekir. Bireyleri, sesi olan varlıklar

olarak görmek, bizi negatif kriz içinden pozitif krize, ötekileştirmeden anlamaya
götürür.
Melis Alphan’ın yazısının başlığı gibi “Adaleti Göremeden Öldü, Zaten Adalet
Gelmedi”, ulusal ve uluslararası hukuksal alanda da kadına karşı şiddete yönelik
birçok gelişme olsa da bunlar uygulama ve pratiğe geçmiyor. Birçok uygulayıcı,
6284’un …” onur sahibi olmak…”la ilgili maddesinin farkında bile değildir.
Adaletsizlik iklimini sürdüren şartları biliyor muyuz?
Birbirimizi sevmeyi bırakmamak mümkün mü? Yollarını biliyor muyuz?
Karşımızdakini insan olarak görmeyi nasıl sürdürebiliriz?

SERPİL SANCAR: KADIN HAREKETİNİN DÜNÜ BUGÜNÜ YARINI
Dünyada başarılı kadın hareketlerinin profili nedir? Türkiye’deki kadın
hareketlerinin buradaki yeri nedir?

Vietnam savaşını medyadan yayılabilen ilk örnek kabul edersek, hem savaş
karşıtı hareketin beraberinde feminist hareketi doğuran önemli bir dönüm noktası
olduğu görülür. Feminist hareketin etkisinin yaygın olabilmesi için benzer özgürlükçü
hareketlerle es zamanlı olması önemlidir. Vietnam’ın ardından 2. Dalga kadın
hareketi hem savaş karşıtı hem de feminist bir hareket olarak doğmuştur. Radikal sol
hareketin içinde kadınlar olamadı. Özgürlükçü hareketler hep erkek egemendi. Bu 2.
Dalga hareket ise erkek egemenliğini eleştiren aktivist ve kuramsal bir hareketti.

Türkiye’deki kadın hareketinin çıkışı ise ‘80’lerin sonu ‘90’larin başına
doğrudur. Atlantik’teki hareketten farklı olarak özgürleşme hareketinin yükseldiği
değil, çöktüğü zamanlara rastlar. Bunun hem avantajları hem dezavantajları
olmuştur. Avantajları; harekete karışan, müdahale eden çok fazla “bilmiş” erkek
yoktu. Dezavantajı ise eşzamanlı bir özgürlük hareketi olmamasıydı. Bu son durum
‘90’larin başında aşılmaya başlandı. Oluşan yeni özgürlük hareketi içinde, feminist
hareket de, ‘’Kadına Karşı Şiddet” vs. gibi kendine özgü gündem oluşturabildi. Yine
bu donemde feminist hareket içinde birtakım ayrılıklar oluştu:

1- Kız çocuklarının eğitimi, laiklik vs. gibi gündemleri olan Modernist (Kemalist)
feministler,
2- Modernist bakış açısının dindar kadınları dışladığını düşünen Dindar/İslamcı
Feministler,
3- “Türk kadını” tarifine karşı Kürt Feministler.

Dindar / İslamcı kadınların da Kürt kadınlarının da okumaları feminist harekete çok
katkı sundu. Bu üç bakış açısının siyasal iş birliği çok yararlı oldu. Ama İslamcı
kadınlarla, kadının bedeninin özgürlüğü üzerine anlaşılamadı. Kürt kadını ile ise anti-
militarist ve barış odaklı bir çizgide uzlaşılamadı.
Böylece hareket 2000ler’in ortalarına kadar başarılı iken, 2010’dan itibaren
geriledi. Bugün feminist örgütler krizdedir. Örgütlerin kitleselliği yok olmuştur. Aslında
dünyada da küresel örgüt dönemi bitmiştir. Yüz yüze kadın örgütlerinin bir çıkmazı
bulunmaktadır; ciddi bir bilinç yükseltme yapmakta ama yüz yüze iletişim aynı
zamanda ilişkiyi duygusallaştırmaktadır.
Günümüzde kadın örgütlerinin içinde bulunduğu 3 önemli durum şunlardır;

1- Örgütlerde iletişimin duygusallaşması, “seni seviyorum” / “senden nefret ediyorum”
ikilisi dışına çıkamaması. Özeleştiri yapılamaması, rasyonel eleştirinin yokluğu,
yüzleşmenin yerini dedikoduya bırakması, aracılarla yüzleşme ahlaksızlığı yerleşmesi
gibi İLETİŞİMSİZLİK sorunları hareketi hızla apolitikleştirmiştir.

2- Kadın örgütlerinin devletle uzlaşmaması örgütlerin ekonomik kaynağını
uluslararası fonlardan yaratmak zorunda kalmasına yol açmıştır. Fon kullanımı, para
kullanmanın sorumluluğu ve kuralları ile ilgili yeni problem alanları yaratmıştır.
Dayanışırken iyi olan birtakım ilişkiler, kadınların ün ve para ihtimali ile karşılaşması
ile bozulmuş ve paranın kullanımı, denetimi, hesabının verilmesi gibi tanımlanması
gereken yeni problem alanları doğurmuştur.

3- Feminizmin geleceği nedir? Bilindiği gibi 1. Dalga Kadın Hareketi, 1. Dünya
Savaşının yol açtığı kitlesel yıkım nedeniyle yok oldu. O boyutta olmasa da şu anda
da ciddi bir savaş konjonktürü ile karşı karşıyayız. Hareketin ayni durumla
karşılaşması söz konusu olabilir.

Türkiye’de feminist hareket, bir orta sınıf hareketidir. Dünyadan farklı olarak (örn;
Güney Amerika) Türkiye’de bir alt sınıf kadın hareketi bulunmamaktadır.

– Alt sınıf kadınların (Suriyeli mülteciler dahil) problemlerini politikleştiremedik.
– Türkiye’deki feministler için bir siyasal ittifak söz konusu olabilir mi?
– Türkiye gündemini feminizme taşıyabilme kapasitemiz var mı?

Türkiye’nin yeni ordusu artık “Mehmetçik” değil, ÖSO gibi ve/veya paralı
oluşumlardır. Savaşan erkek ne düşünüyor?
Erkeklerin nasıl mobilize edildiğini politikleştirmek gerekir.

– Din soslu cinsiyetçiliğin yeni durumu.

FULYA VEKİLOĞLU: TOPLUMSAL CİNSİYET ODAKLI SÜRDÜRÜLEBİLİR
KALKINMA HEDEFLERİ VE MÜLTECİLER KONUSUNDA UN WOMEN
CALIŞMALARI

2030 yılına kadar uygulanacak Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin
taahhütlerinin ülkemizde gerçekleştirilebilmesi için ne gerekmektedir?

193 ülkenin katilimi ile bir küresel gündem oluşturuldu. Yoksulluk, açlık, kaliteli
eğitime erişim gibi problemlere odaklanan 17 hedef belirlendi. Bu hedeflerin 5.si
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği oldu.

Kadınların ekonomiye tam katılımı yani toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadığı
sürece sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılamayacağı sonucu acıktır. UN
WOMEN raporuna göre; dünyada son 20 yılda daha çok kız çocuğu eğitime ulaşmış,
daha çok kadın istihdam olmuş, daha çok kadının siyasi söz hakkı olmuş olmasına
rağmen yine de dünyada toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadığı açıktır. Türkiye ise

Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Toplum Raporu’na göre toplumsal cinsiyet
eşitliği açısından 140 ülke arasında 135. sıradadır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine yönelik birçok hukuksal düzenleme yapıldıysa da
eşitliğin yalnızca yasalarla sağlanamayacağı açıktır. Ekonomik ve sosyal reformlar
gereklidir. Bu yüzden asil odak önyargılar olmalıdır. Bu önyargılarla savaşmak ise
büyük ölçüde kadın örgütlerine düşer.

Bu günlerde, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile paralel olarak 11. Kalkınma
Hedefleri görüşülmektedir. Bu hedefler 2023 yılına dek uygulamada olacaktır.
Ülkemizde Kalkınma Bakanlığı konu ile ilgili çalışmakta, birtakım anketler ve veri
toplama araçları ile “Kadının Kalkınmadaki Rolü Çalışma Planı” hazırlanmıştır.
Kalkınma Bakanlığı’ndan kaç kadın örgütü bunu aldı? Bunların kadın örgütlerine
hemen hemen hiç ulaşmadığını biliyoruz. Bu durumda kadınların içinde olmadığı
halde onlar için düzenlemeler yapılan bir durum ortaya çıkmaktadır.
Bu günlerde üzerinde görüşülen bu konunun içinde olmak gerektiği gibi,
belediyelerden uluslararası düzeye toplumsal cinsiyete duyarlı tüm bütçelemelerin
içinde olunması gerekir.

Mülteciler ve toplumsal cinsiyet konusu da ayrı bir sorun alanıdır. Mültecilere
yönelik yüzlerce proje yapılmasına karsın hiçbiri toplumsal cinsiyet odaklı değildir.
Gaziantep’te kurulan Kadın Evi bile toplumsal cinsiyet gözetilmeden hayata
geçirilmiştir.

YILDIZ TEMURTÜRKAN: DUNYA KADIN YÜRÜYÜŞÜ GÜNDEMİ

Bu toplantıya ev sahipliği yapan Uçan Süpürge, Dünya Kadın Yürüyüşünün ilk
katılımcılarındandır.
Yoksulluğa ve şiddete karşı dünya kadınları yürüyüşü beş yılda bir ve tüm dünyada
eş zamanlı yapılır.

Dünya Kadın Yürüyüşünde 90’lı yıllarda iki önemli dinamik vardı:
1- Ulusal kurtuluş mücadelesi içinde güçlenmiş kadın hareketleri (Quebec, Bask vb.)
2- Başkalarının tabiriyle Popüler Feministler, kendi adlandırmalarıyla Politik
Feministler
Bir grup dışarıdan fonlanma ile NGO feminizmi olarak tanımlanabilecekken,
diğer grup taban örgütleriyle faaliyet gösteren politik feminizm olmuştur.
Bu iki dinamiğin etkisiyle özsavunma çizgisinde ilerlendi. 90’lı yılların sonunda
yoksulluğa karşı sınıf mücadelesi ile şiddete karşı feminist mücadele-ki aslında ayni
mücadeledir-birleşti.

BM’ye, Dünya Bankası’na ve IMF’ye baskı yapılarak dilekçeler yazıldı. Eylem
çizgisi buydu.
11 Eylül’den sonra:
Kanada’da toplantı yapıldı. Çok büyük bir öfke birikmişti çünkü bugün burada
olduğu gibi, o süreçte de ilk önce kadın birimleri kapatılmıştı. Yürüyüşe devam kararı
alindi. “Başka Bir Dünya Mümkün mu?”, altermondialist tartışmalar yapıldı. Dünya
Sosyal Forum’u surecinde yer alindi. Diğer uluslararası forumlarla ittifak yapıldı.
Örneğin; Dünya Çiftçi Forumu gibi. Bu hareketlerin feminize edilmesi gerektiği
anlaşıldı. Bunu da Dünya Toplumsal Assembly’si ile yaptık. Ayrıca tüm sonuç
bildirgelerinde “feminizm” kelimesini mutlaka geçirdik.

Böylece 2000’lerin ortasına gelindi. Bu donemde kendimizi uluslararası ve
antikapitalist bir hareket olarak tanımladık. Küresel düzeyde eylem temaları belirledik.
Bunları 4 temaya oturttuk:
1- Kadına Yönelik Şiddet
2- Barış ve Sivilleşme ve Ortak Menfaat
3- Ekonomik otonomi
4- Kadın Emeği

2015’e gelindiğinde: Örgütlenmenin kriminalize edilebileceği bir atmosfer oluştu.
Küresel düzeyde krizlerin ve gayrı-nizami savaş durumunun yaşandığı bir döneme
girildi. Zaten kadınların her yerde sürdürdüğü direnişlerini görünür kılacak; doğanın
talanını, kadınların bedenleri ve hayatları üzerinde tahakkümü, emeğin haklarının ve
geçim araçlarının gaspını, her zamankinden daha fazla şiddet, militarizm ve
toplumsal hareketlerin kriminalizasyonunu temel alan günümüzün bu egemen birikim
modeline karşı alternatifler geliştirmek istedik. Böylece 4 tema öne çıktı:
1- Doğanın gaspı
2- Kadın bedeninin kontrolü
3- Emeğin gaspı
4- Kadına karşı şiddet

Şu anda 2020 yürüyüşüne hazırlanıyoruz. Feminist alternatifler ve var olan durumun
şikâyetinden öte, başka bir dünya mümkün üzerine yoğunlaşıyoruz.
Ulus ötesi şirketlerle ilgili kampanyalarımız;
Bu konuda kadın emekçiler için özellikle sorun teşkil eden iki sektörün;
1- Tekstil: Kadınların hem üretici hem tüketici olduğu için ve Bangladeş’teki Rana
Plaza’da gerçeklesen gibi iş cinayeti boyutu olduğu için. Her yıl 24 Nisan’ı küresel
eylem günü yaptık.
2- Madencilik: Özellikle Güney Yarımkürede kadınları etkilediği, örneğin Honduras’ta
olduğu gibi kadın eylemcilere yönelik suikastlara varan şiddet örnekleri olduğu için.
Ayrıca ‘corporate feminism’ ve diğer forumlarda (#metoo, avid forumları vb.) katılım
gösterdik.

Günümüzde örgütlerin yoksullaştığı, kriminalize olduğu ve Hindistan, Ukrayna, Çin
gibi doğulu ve baskıcı yeni güçlerin, feminizmi “batı işi” gösterip, batı karşıtlığı
üzerinden bastırdığı bu yeni doneme nasıl uyum sağlarız sorusuyla uğraşıyoruz.
Bunlarla nasıl basa çıkarız, kimlerle ittifak yaparız sorularına kadınların hayatı devam
ettirme refleksi ile cevap arıyoruz.

SERPİL ÇAKIR: FEMİNİST BİLGİNİN ÜRETİMİ: AKADEMİDE KADIN
OLMAK VE KADIN CALIŞMASI YAPMAK

Feminizm; bir güzergâh, bir diyalog, praksis, süreklilik ve dönüşümdür. Toplumsal ve
siyasi bir harekettir. Dinamizm ile sürekli hat değiştirir. Kadınların kendini baskı altına
alan politikayı fark etmesi, algılaması, değiştirmeye çalışmasıdır. İki ayak üzerinden
gelişir:

1- Feminist hareket (hareketin içinde bilgi teorisi üretilir)
2- Akademi

Akademi de hayatin her alanı gibi, eril iktidarın yoğun olduğu bir yerdir.
2 tur kadın akademisyen vardır:
1- Erkeklerle dirsek teması olup, iktidar sahiplerinin yanında olmayı seçer.

Başkalaşım hedeflemez. Pozitif bilimin ilkeleriyle kadın çalışmasına bakarlar. Kadın
çalışmaları alanından diğer sosyal bilimlere (hukuk, sosyoloji vs.…) feminist teoriler
acısında bakmazlar. Akademi içinde feminizmi kullanırlar. Bildiri, makale yazmazlar.
2- Kadınlık hali olarak kadın çalışması yapanlar. Kendilerini bağımsız özne olarak
tanımlarlar. Bedel öderler. Makale yazarlar. Aynı zamanda aktivisttirler. Akademide
kadın olmak, ataerkil toplumda kadın olmanın bir halidir. Bu yüzden erkek akademiye
çarparlar.
Akademi iktidarı ve hiyerarşiyi sever. Feminist bir akademisyen olarak bunları yıkınca
küçümsenebilirsiniz. Örneğin eşit ilişki kurduğunuz öğrencileriniz tarafından bile
yeterince ciddiye alınmadığınızı görebilirsiniz.
Günümüzde feminist örgütlenmenin sorunları:
– Arşiv eksikliği: Bilginin aktarımı, sözlü ve yazılı tarih konusunda inanılmaz
eksiklerimiz var.
– Rekabetin yerini dayanışma almalı
– Feminist akademisyenlerin aktivizmle organik bağ kurması gerekliliği
– Günlük öfkenin dökülebildiği ancak birlikte politika üretilebilen örgütler olmak

YASEMİN ÖZ: FEMİNİST MÜCADELE VE BEDEN POLİTİKALARI

Türkiye’de kadın hareketinin tamamı feminist değilken beden politikaları üzerine ne
yapıyoruz?

Biz kendi örgütümüzde bir kere kürtaj konusunda netiz. İslami feministler ve
modernist feministlerin bu konuda çatıştığını biliyoruz. Ancak biz bunun kadının kendi
kararı olduğu konusunda netiz.

Kadın hareketi, “Bedenime Dokunma”, “Kıyafetime Dokunma” gibi başarılı
kampanyalar ve örneğin cinsel şiddet konusunda çok iyi söz üretmiştir.  Ancak
örneğin evlilik dişi çocuk konusunu kampanyalaştıramadık ve bu konuyu
politikleştiremedik. Yine arzu ve cinsellik üzerine iyi söz üretemedik. Bu konuları
tartışamadık. Bu böyle olunca doğal olarak LGBTI cinselliği de konuşulamadı.

Aslında LGBTİ ve feminist hareket bir nevi çatışma yaşıyor denebilir. Feminist
grupların LGBTİ örgütleri kabulü sadece teorikti. Gerçek bir anlama ve kabulleniş
olmadığı pratikteki yaklaşımlardan anlaşılıyordu (LGBTİ partide lezbiyen bir çift
karşısında feminist örgütten arkadaşın yasadığı şaşkınlık örneği :)) Feminizm ikili
cinsiyet sistemine ihtiyaç duyuyor ve bundan dolayı bizim gibi farklı performatif
bireylere açık değil. Bu tartışmaları yürütmedi, o olgunlukta değil henüz. Biz kendi
örgütümüz dahilinde bile mesela erkek görünümlü ama kendini kadın hisseden birini

pratik bazı durumlarda nereye yerleştireceğimizi bilemediğimiz durumlar olmuştu.
Bunları zamanla tartışıp, uzlaşarak ‘kişinin beyanı esastır’ noktasına getirdik. Böyle
bir durumda bir feminist örgütün nasil davranacağını açıkçası bilemiyorum.
Bu arada tabii Türkiye’de daha önceki LGBTİ kuşakların nerede olduğu da
önemli bir soru? Bildiğimiz LGBTİ ilk aktivistleri 70lerde doğmuş, şu an 40 yaş civarı
olan bireyler. Bunun öncesi yok mu? Neredeler?
Ajandayı sürekli ülke belirliyor; savaş, şiddet, istismar vb. bunlara verdiğimiz
reaktif tepkiler zamanımızın çoğunu alıyor. Kendi gündemimizi yaratamıyoruz. Ayrıca
bunlardan vakit bulup, dünyayı izleyemiyoruz. Kampanyalar konusunda çok iyiyiz
ama örgütlenmede (yıkıcı rekabet, dedikodu vs.) kötüyüz.

DENİZ KANDİYOTİ: KADIN HAREKETİ, STK’LAR VE YENİ
KOALİSYON İMKANLARI (SKYPE)

Tüm dünyada genel konjonktürün çok karamsar olduğunu görüyorum. Türkiye’de
büyük enternasyonalin mesela; BM’nin bir parçası olduğu için bundan doğal olarak
etkileniyor. Bunun sonucu olarak örgütler de konjonktürden etkileniyor.
Bir yandan Men for Women (heforshe kastedilerek) gibi girişimler var. Ancak
Trump-Putin ekseninde yol alan dünya siyaseti toplumsal cinsiyet üzerindeki
meselelerden palazlanıyor. Rusya, Türkiye, Mısır inanılmaz benzerlikler gösteriyor.
Gender ideology’yi ortadan kaldırmaya yönelik zorba girişimler görüyoruz. Fon
bulamamaktan, öldürülmeye kadar bir suru sonucu var bunun.
Bu yeni donemi nasıl tanımlarız;
– STK’ların çalışma alanı kesinlikle daraldı.
– Örneklerini gördüğümüz gibi, birçok birey artık örgütlü değil toplumsal
hareketler spontane gelişiyor ve hacimlerine rağmen saman alevi gibi
sönüyor.
– NGO yerine devlet destekli modeller olmalı-olacak
– Bu yeni (şehirli-eğitimli) kadın hareketlerinin içinde mecburen erkekler de
olacak.
– KLASİK ANLAMDA ATAERKİLLİK BİTMİŞTİR
– Open Democracy dergisi için Arap Baharını izledim. Kadınlar ve erkekler,
kadına yapılan baskıyı artık erkeğin kadına yaptığı baskı olarak değil, rejim
baskısı olarak görüyor. Artık kadın hakları meselesindeki bölünme
kadın/erkek olarak değil, siyasi bölünme olarak görülüyor.
Bu yeni/karşı takımın ne oy verebileceği bir parti var, ne dahil olabileceği bir
örgütlenme… Ana-akım partilere yayılmış durumda.

STK’lar, kadın hareketinden bağımsız oluştu. Finansörlerin tayin ettikleri
ajandalar çalışıldı. İki tip STK’laşma oldu:
– Haklar üzerinden
– Devletin vermesi gereken hizmetleri veren
Bu tartışmalar G. Amerika’da çok sert geçti. Türkiye’de kısa sürdü. Ancak proje
bazında belli konulara odaklanarak (şiddet gibi) NGO’laşma kadın hareketini böldü,
herkes kendi projesini kovaladı.

Kadın hareketi her şeye rağmen belli bir noktayı çoktan aştı. Örneğin; Türkiye’de
televizyonlarda her gün, devlet, psikolog vs. el ele evlilik programları ile kadınlara,
itaatin ibadet olduğu satılıyor. Ama alan yok! Böylece Masculinist Restoration ile
karşılaşıyoruz yani; kadın sesini bastırmak için daha fazla şiddet ve baskı üretmek.
Biz bu genç kadın ve erkeklerin ihtiyaçlarına nasıl cevap verebiliriz? Tabandan
gelen organik bir hareket nasıl olabiliriz? Her şeyi bırakıp bunu düşünmeliyiz.
Özetleyecek olursak:
1- Genel konjonktür çok karanlık
2- Eski tip fonlar dönemi bitti
3- Tabandaki hareketlilik ölmüyor

1. OTURUM: MEVCUT SİYASAL ORTAM VE KADIN HAREKETİNİN
GÜNDEMİ, ÖRGÜTLERDE FEMİNİST ETİK, İŞ BİRLİĞİ VE İTTİFAK
STRATEJİLERİ

(Moderatör: Hatice Kapusuz)

AYSEN (Kadın Cinayetlerini Durduracağız): Feminizm artık herkesin “ben feministim’
demek istediği bir noktaya geldi. Gençler katılmak için can atıyorlar.
SERPİL SANCAR: Örgütlenme çok yere yakın olmalı. Peki nasıl olmalı? İslamcı kesimin
mahalle bazında örgütlendiği donem gibi, semt bazında, sağlık ocakları, okullar etrafında
olabilir. Bunu Türkiye çapında yapabilmek için kurumsal rüzgârın arkadan gelmesi lazım, şu
an durum o değil.
DERYA (Mardin Kadın Platformu): Savaş sömürülenler üzerinden gidiyor.

1. OTURUM: KURUMSAL DENEYIMLERIN PAYLASIMI

(Moderatör: Semra Ulusoy)

SEMRA ULUSOY: Kurumsal deneyimlerin paylaşımı önemli, bazen Amerika’yı yeniden
keşfediyoruz. Aynı şey için iki kere yoruluyoruz.
İSTEM AKALP (ASHOKA): Örgütler nerede tıkandı?
ZELİHA BERRİN SÖNMEZ (Başkent Kadın Platformu): Maliye politikalarının geliştirilmesi
üzerinde durdu.

SİBEL AKBAŞ (Foça Barış Kadınları):
SEHLEM (Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği): Birisi çıkıp saçma sapan bir açıklama
yapıyor ve hepimiz bir acele ile üst üste açıklamalar yapıyoruz. Çok fazla reaktif politika
yapıyoruz, bunun yerine daha proaktif politika yapılmalı.
AYSEN (Kadın Cinayetlerini Durduracağız P.) Serpil Sancar’ın örgütlerdeki duygusal
iletişim konusunu vurguladı. Meydanlara dökülmemizin, beraber olmamızın önemini, 8 Mart
civarında kadın cinayetlerindeki sayının düşmesini aktararak vurguladı.
OLCAY KARACAN (KASAUM-Cinsel Saldırıya Karşı Merkezi) 6 yıl içinde başvuru
sayısında artış oldu. Birim faaliyetlerini öğrenciler tanıtıyor. Öğrenciler bizi, biz de öğrencileri
tanımış oluyoruz. Bu kadar muhafazakâr bir çevrenin içinde (kampusu kastediyor)
başvuranlarla güvenli ilişkiler geliştirebildik, öğrencileri tanıyabildik.
SEVİLAY CELENK: ABD’li feminist Emma Goldman harekete müthiş konuşmalarla katkı
yapmıştır. Böyle müthiş konuşmalara ihtiyacımız var. Bu donem görevden alınan çok sayıda
kadın öğretim üyesi var, Barış Akademisyenlerinin çoğu feminizme katkısı olan aktivist
akademisyenlerdi.
ZOZAN (VAKAD): STK’lar akademik kariyere yardımcı olan, CV geliştiren yerler oldu.
Profesyonellik ve fonlar meselesi ortaya çıktı. Her şey şeffaf olmasına rağmen, paranın
yönetimiyle ilgili problemler oluştu. “Fotokopi makinesi sadece feminist amaçlar için
kullanılabilir” 🙂
ÇİĞDEM AYDIN: Yaygın değil etkin çalışmalar artık daha önemli. Kim ne çalışmak istiyorsa
feminist perspektiften çalışmalı. Ayrıca KADER geçmişi ve hayal kırıklıklarından bahsetti.
BURCU ÜZÜMCÜLER (MOR SALKIM- BURSA): Saha çalışmalarından bahsetti. Kadınların
kendileri için hiçbir şey istemedikleri, erkeklerin şiddetin ne olduğunu bilmedikleri, %58 inin
partnerine şiddet uygulamış olduğunun (psikolojik, cinsel…) ortaya çıktığını paylaştı. 5 trans
bireyle çalıştıklarını, özel bir kreşte toplumsal cinsiyet çalışması yaptıklarını, üniversitede 8
ay çalışma yürüttüklerini özetledi.
HALİME GÜNER: Uçan Süpürge’nin kuruluş aşamasını, Süpürge’den doğan veya
Süpürge’nin ev sahipliği yaptığı hareketleri (KAOS GL’nin ilk toplantıları, KADER, Queer
Fest, Demir Leblebi, Gen-der) ancak bugün Süpürge’den ayrılıp hem Gen-Der hem Uçan
Süpürge Derneği adını kullanan oluşumla ilgili yaşanan üzüntü verici gelişmeleri aktardı.
GÜLRİZ UYGUR: Feminist etik ve İSTEMEK’in önemi
MELEK (FILMMOR)
NUR ELCIK: Sema Kaygusuz’un YouTube konuşması
SÜNDÜZ HASAR: Kadın hareketi 80’lerde masumdu, 90’lar proje devriydi ve para ve ün
ihtimali doğdu.

SERPİL SANCAR: Herhangi bir örgütte 2 düzey vardır:
Normatif Düzey: Sevgi ve dayanışma ile, bu Türkiye’de fazlasıyla yapılıyor.
Gerçeklik Düzeyi: Normatif ilkeler burada çıkan sorunları çözemez.

Feminist örgütlerin yüzleşme ihtiyacı var. Adalete ihtiyacı var.
Adaletin sağlanması 3 aşamada olur: iddia, savunma ve hakemlik… Yani duygusallık
üretmeden, duygusallıkla taraf yaratmadan.

LEAVE A REPLY

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Registration

Forgotten Password?